evet,
diye düşünüyor clarissa, bugün bitse iyi olur. partilerimizi veriyoruz;
kanada'da tek başımıza yaşamak için ailelerimizi terk ediyoruz, yeteneklerimiz
olsa da elimizden gelen çabayı göstersek de, en olmayacak umutları beslesek de,
dünyayı değiştiremeyecek kitaplar yazmak için uğraşıyoruz. hayatımızı yaşıyor,
istediğimizi yapıyor ve sonra da uyuyoruz; işte bu kadar basit ve kolay.
bazıları camdan atlıyor ya da boğularak intihar ediyor ya da hap yutuyor; çoğu
kazayla ölüyor; ve çoğumuzu, büyük çoğunluğumuzu, bir hastalık yiyip bitiriyor,
ya da eğer şanslıysak, zamanın kendisi. avunacak bir şey var: ne olursa olsun,
hayatlarımızın önümüzde açılıp bize hayalini kurduğumuz her şeyi sunduğu
saatler var; çocuklar dışında herkes (belki onlar bile), bu saatlerin
arkasından kaçınılmaz olarak başkalarının, daha karanlık ve daha güç saatlerin
geleceğini bilse de. yine de kentin, sabahın keyfini çıkarırız; ne olursa olsun
daha fazlasını umut ederiz. bunu neden bu kadar sevdiğimizi tanrı bilir.
Michael Cunningham -
Saatler
Sonra da diyorlar
hayattan çok kopuksun. Bir yerden sonra mallaşan bir arkadaşım var. Ona bazı
şeyler anlattığım zaman “Ama hayat böyle değil hacı. Gerçek bu değil” diyor.
Ben de ne içiyosam işte artık ondan bir yudum daha alıyorum. Hayat
konusunda kimseden icazet alacak değilim. Özellikle de bir kadından. Şu yukarıda
gördüğünüz paragraf, olabilecek birçok şeyin özetidir kanımca. Devam etme
duygusu hiçbir zaman “Show Must Go On” kafası değildir. Şov falan yok ortada.
Sadece devam etmemiz gerektiğini biliyoruz. Şu veya bu sebepten. Ama devam
ediyoruz. Kim söylemişti hatırlamıyorum ama “En büyük acının bile
atlatılma süresi 24 saattir” gibi bir söz vardı. Bu yaşadığınız acının ya da
başka bir şeyin biteceği anlamına gelmiyor. Sadece bir atlatma süresine işaret
ediyor. Ben şimdi mesela oturup Dylan Moran gösterileri izleyip kahkahalarla
gülebiliyorum. Neden? Çünkü yapacak başka bir şey yok. Etrafımda “Ya şöyle
mutsuzum, böyle depresifim” diyen insanlar da istemiyorum artık. Neredeyse tüm
hayatım onları dinlemek hatta uğraşmakla geçti. Ölmek isteyen gerçekten ölebiliyor
arkadaşlar. İntihara meyilliyseniz lütfen gidip bunu eyleme dökün. Bunu bir
yardım çağrısına dönüştürmek aşağılıkça ve ahlâksızcadır. Özellikle de bu
saatten sonra.
Kendimize kötülük
yapmak istediğimizde birilerini arayıp mızmızlanmak yerine oturup art arda üç
tane bunalımlı Bergman filmi izliyoruz biz. Her nedense sadece yar. doç’lardan
oluşan çevremizin söylediklerini hatırlıyoruz: “Şöyle ya da böyle. Bir yere
varmayacak Aras. Çok düşünmemek lazım” ya da “O çocukların bütün meselesi,
acısı falan filan, hepsi bir kıza bakar Aras.” Aynen öyle. Hayatının aşkını
bulamadığı için depresyona girip intihar düşüncelerine kapılan kişiler lütfen
bundan sonra düşüncelerini sözle değil eylemle dile getirsinler.
Dylan Moran’ı hakkaten
çok seviyorum ama. Black Books gayet iyiydi. Gösterileri de (“Yeah Yeah Yeah” ve
“Like, Totally”) şahane. Saatlerimizi harcamanın güzel bir yolunu bulmanın
sevinci işte. Bir de Louie var dünyanın en komik olmayan komedi dizisi. O kadar
ki kahkahalarla gülebiliyorsunuz. İngilizce çalışıp akabinde Jandarma’nın
–nedense- kitaplaştırdığı bir eserden Fransızca denemeleri yapıyoruz.
Öğrendiğim kelimeleri bulmak için Çalıntı Öpücükler’i açıyorum. Tam da
anladığımı düşünürken Erdi Antakya’ya çıkartma yapıyor. Abdo Döner şahanedir.
Et döneri dedin mi dünyadan Abdo’ya doğru yolculuk yapacaksın. Biz de öyle
yapıyoruz. Fakat Erdi tavuk döner yiyor.
Antakya gereğinden fazla tuhaf bir
yer. Klise’ye kebap söylemek gibi şeyler yapıyoruz burda. Odaya dönünce Larry
David’in sona erdiğini Louis C.K.’nin başladığını tespit ediyorum. “Ben ne
olacağım lan” diye çıkıyor ortaya Dylan Moran. “Seni de seviyoruz Dylan”
diyorum. Yerine geri dönüyor.
Televizyonda Cübbeli Ahmet var. Hakkaten de cübbeli yani. Cübbesi var
adamın. Hz. İbrahim’den bahsediyor. “Aslında güzel adam lan bu Cübbeli”
diyorum. Dediğine göre Hz. İbrahim’in peygamber olduğuna eşi ve çocuğu inanmış
sadece. Ahiret gününde olacaklardan da bahsediyor Cübbeli. Bütün peygamberler
onlara inananlarla birlikte toplanacakmış. İşte Musa gelecek ne bileyim arkasında
50 milyon kişi. Sonra İsa ve Muhammed gelecek, işte onların da arkasında
milyarlarca insan olacakmış. Aslında bildiğim bir konu bu. Yıllardır da
düşünürüm üstüne, sorular sorarım ama bir karşılık alamam. Sonra ahiret
olaylarına bir reklam arası verildi. Hz İbrahim’i düşündüm reklam arasında
kahve yaparken. Odaya geri dönüp yıllardır cevabını aradığım sorulardan birini
sordum anneme “Diğer peygamberler gelecek arkalarında milyarlarca insanla, peki bizim
İbrahim ne olacak orda? Millet milyonlarla alay ederken bizimki ahanda işte
bunlar bana inandı diye iki kişiyi mi gösterecek? Allah ne diyecek peki ona?
“Tamam İbo biz seni de seviyoz lan” mı diyecek?” Annem cevap vermek yerine
telefonla birini arayıp yemek tarifi aldı.
Kimsenin oruç olmadığı
bir iftarı eylerken bulunduğumuz mekâna lisedeki sevgilim geliyor kocasıyla.
Hüzünlenir gibi oluyorum ama kocası öyle çirkin ki buna fırsat bulamıyorum. O
göbek, o kel kafa, zavallı Çiğdem diyorum, tanıyor beni, aynı yaştayız ama o 40
gibi duruyor. Selam yerine bir bakış atıyor bana “İşte böyle bir dünya” bakışı.
Bir şeyden kurtulamazsanız o şeyi sevmek durumunda kalıyorsunuz. Çiğdem de
kocasını bu şekilde seviyordu galiba.
Her şeye rağmen şanslı
olduğumu düşünerek yeniden odaya geliyorum. Evrenin sadece %5’i hakkında bilgimiz
varmış. Oysa ben sadece yabancı dil sınavına kaç para vereceğim bilgisini merak
ediyorum. Ümit ölmeye devam ediyor. Erdi orman yangınları nedeniyle Antalya’ya
varamıyor. Eski sevgilime “Hayat ne lan böyle” diye mesaj atıyorum. Gülücük
yollayıp beni özlediğini ve bir ara görüşmemizi söylüyor. Bir Otar Iosseliani
filmi izlemek için epey geç olan bir saatte bir Otar Iosseliani filmi izlemeye
başlıyorum. Uykumda beni yıllar önce başlamış bir bahçe bekliyor. Hepsini
sevmeye çalışıyorum. En çok da geçen saatleri.
1 yorum:
ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim”
Demişler, iyi demişler bence.
Yorum Gönder