Bir Giriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bir Giriş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2013 Çarşamba

Andy Botwin: Bir Giriş




Weeds anti-ahlâki diyebileceğimiz bir noktadan hareket eden bir diziydi. 8 sezon boyunca olup bitenlerin hemen hepsi toplumsal ahlâkın sınırları içinde “aykırı” sayılabilecek yerlere temas ediyordu. Eşcinsellik, uyuşturucular, ensest, çocuk cinselliği gibi bir sürü şeyi çok da hassasiyet göstermeden karşımıza getiren Weeds, ahlâk denen şeyin kabul edilmiş normlardan ziyade vicdani bir şey olduğuna dair mesaj veriyordu diyebiliriz.

Kocası öldükten sonra geçimini ot satarak sağlamaya başlayan Nancy Botwin etrafında şekillenen hikâye bir sürü yan karakter ve bir sürü macera üzerinden toplamda 8 sezona kadar yayıldı. Dizinin her sezonunda karakterler hızla değişirken yerini koruyan beş karakter bütün maceraların esas kişileri olarak dikkat çektiler: Nancy, oğulları Silas ve Shane, ailenin amcası Andy Botwin ve yine ailenin bir parçası diyebileceğimiz yüce insan, müthiş guru Doug Wilson (Doug Wilson, başka bir yazıyı hak ettiği için burada onun bölümünü kısa kesiyorum).

Weeds’in güçlü bir kadın karakter ve ona bağlı dört erkekten mürekkep bir konusu olduğunu söylersek dizinin dramatik yapısını da özetlemiş oluruz. Bu dört erkek karakter içinde neredeyse 10 yılını Nancy’e ve Botwin ailesine harcayan Andy Botwin, yaşadığı talihsizliklerin de etkisiyle bir adım öne çıkıyor.




Andy Botwin nasıl bir adamdır derseniz başarısız, işe yaramaz, keş gibi sıfatlara ulaşabilirsiniz. Ama biraz daha derine indiğimizde ona bir karakter dememizi sağlayan başka özelliklerle karşılaşabiliriz. Andy Botwin hayatta neredeyse hiçbir şey yapmamış bir adamdır. Yemek yapma konusundaki yeteneği haricinde hiçbir mesleki kabiliyeti de yoktur. Maceraları arasında üç parmaklı ayağı sayesinde başladığı porno macerasından tutun da, yanlışlıkla orduya yazılmaya kadar bir sürü şey vardır. Ayrıca 8 sezon boyunca 50’ye yakın kadınla da beraber olmuştur.

Ama Andy’nin bütün bu özellikleri bir şekilde Nancy Botwin ile alakalıdır. Çünkü Andy ne zaman bir şey olmak istese ya da ne zaman kalkıp bir yere gitmek istese onu bir şekilde yanında tutan Nancy Botwin’den muzdariptir. Andy’nin güçsüzlüğü hayattaki başarısızlığıyla ya da diğer insanlarla olan ilişkilerinde değil sadece ve sadece Nancy karşısında ortaya çıkar. Dönüp dolaşıp yine Nancy’e sığınması ve ondan hiç kurtulamaması Andy’nin de karakterine dönüşür. 40’lı yaşlarında bile fazlasıyla “çocuksu” davranmasının nedeni gelişememesi ya da öğrenememesi değil, Nancy’nin güçlü karakteridir. 8 sezon boyunca Nancy’i sağmaktan tutun onun Meksi –Amerikalı çocuğunu yetiştirmeye kadar bir sürü şeyle uğraşan ve aslında hiç de böyle şeylerle uğraşacak bir adam olmayan Andy’i ne yaptığı evlilik, ne de uzun süre ilişki yaşadığı kadınlar Nancy’nin gazabından kurtaramaz.



Andy Botwin’in bizim ülkemizde tam bir karşılığı yoktur. Erkeklik figürünün çok ağır ama bomboş olduğu Türkiye’de “Afili Filintalar” edebiyatının ya da Leyla ile Mecnun’un tutma sebebi de budur. Bir kadının yarattığı keder, erkekçe çekilen bir acıyla karşımıza gelir bu dizilerde. Evet, bu karakterler de zayıftır ama bunun nedeni tek bir kadından ziyade genel olarak kadın denen şeyin aşktan anlamaması olarak gösterilir. Leyla ile Mecnun ya da şu yeni Ben de Özledim dizisinin karakterleri mevcut “güçlü” Türk erkeği tanımını tersine çevirmiş olsa da, ortaya çıkan yeni model de yeni bir fark yaratmıyor maalesef. “Büyüyememiş çocuklar”ın onları bir türlü anlamayan ya da sevmeyen kadınlara tutulması ve acı çekmesi, denizin dibinde falan acı çekmesi üzerine kurulan bu yeni model son tahlilde o kadar da orijinal durmuyor.

Ama Andy Botwin klasik bir erkek değildir. Onun kadınlarla arası iyidir aslında ama işte tek bir kadının gücüne kendini kaptırdığı için o da acı çekmektedir. Ama bunu yaşarken başka kadınlarla takılmayı ya da hayatta bir şey yapmamayı da becermektedir. Ha yapmak istediğinde de zaten bir şekilde Nancy tarafından engellenmektedir. Klasik erkek ile Andy arasındaki fark da kurulan ilişki modellerinde ortaya çıkar Zira Andy bir erkekle de birlikte olur ya da ne bileyim sevgilisinin fantezisi üzerine (Yael) kıçına takma bir penis girmesine de izin verir. Onun bu “ahlaksızlığı” bir anlamda Nancy’e duyduğu aşkın maskulenleşmesini de engeller. Bu anlamda sevgili dostlar Andy, Nancy’e gerçekten âşıktır. Çünkü o her şeyi yapmasına, her şeyi “tatmasına” rağmen hatta erkekliğinden bile vazgeçmesine rağmen Nancy’e bağlılığını sürdürür. Böylece Andy’nin Nancy’e karşı hissettiği şey cinsiyet bağlamından uzaklaşıp bir saflık kazanır. Ha bunun tek yolu sürekli başkalarıyla takılmak ya da erkeklikten kurtulmak değildir tabi. Ama Andy’nin seçtiği yol ya da yöntem budur. Ama bizim dizilerde erkek kalmak, erkek gibi sevmek çok mühim olduğu için arkaya Leyla The Band şarkıları koyup denizin dibine dalmak aşkın görsel kodları olarak sunulabiliyor. Bu da dediğim gibi o kadar da yeni değil basbaya klişe duruyor.


Andy’nin saflığından da bahsetmemiz lazım. Öyle ki Nancy’e aşık olduğunu bile dördüncü sezonun finalinde idrak ediyor. Doug Wilson ile yaptığı bir konuşma sırasında nerdeyse suçlanır gibi bu ithamla karşılaşıyor. Daha sonraki dört sezon boyunca bir türlü Nancy’den ayrılamasa da en azından bu bölümde neden Nancy’den ayrılamadığını idrak ediyor.



Andy’nin dizinin finalindeki durumu ise bir sütten kesilme hali olarak okunabilir. En sonunda Nancy’den kurtulduğunda, yaptığı ilk şey kaçmak oluyor. Kendine yeni bir hayat kurmak için doğup büyüdüğü yere dönüyor ve klişe belki ama “büyüyor.” Bunları da 40’lı yaşlarında ancak başarıyor. Aradan yıllar geçip yeniden Nancy ile buluştuğunda ise aynı tuzağa düşmeyip ufak tefek de olsa güzel olan hayatını bozmuyor. Ve belki de ilk kez “Andy Botwin” oluyor.

Dizinin bir yerinde Andy, Nancy’e birlikte yaşamaları için ısrar ederken şöyle diyor: “Evet ben Andy’im, ama senin için daha fazlası olabilirim.” Dizinin finalinde daha fazlası olmayı başarıyor. Ama bunu ancak Nancy’den kurtulduktan sonra başaracağını anlaması yaklaşık 10 yıl alıyor.



Andy Botwin’i dizi boyunca sadece Nancy’e indirgeyerek düşünmek bir bakış açısı tabii ki. Nancy dışında da dizinin komedi yönüne katkıda bulunan bir sürü olayı oluyor Andy’nin. Ama dediğim gibi onu bir karakter olarak ele alırken Nancy’den azade düşünmek imkânsız. Nancy bir taraftan Andy’e evini açarken, onun yiyeceğini içeceğini efendime söyleyim yatacağı yeri, yani her türlü masrafını karşılarken bir taraftan da onu tahakkümü altına almayı ihmal etmiyor. Aslında Nancy kendi çocuklarından çok Andy’e söz geçirmeyi başarıyor ve biraz da bu yüzden her türlü pis işe onu sürüyor. Bazen Meksika’da bir çölde onu yalnız bırakıyor bazen de Andy’i terk edip Meksi-Amerikalı çocuğunun babasına gidiyor. Andy ise bütün bunların sonunda, en sonunda, bir şekilde özgürlüğüne kavuşuyor. Küçük de olsa huzurlu bir hayatı oluyor.



Sezonlar boyunca sürekli dibe vurup geri çıkan, bir türlü hayatta kendini konumlandıramayan ve bütün bunlardan müthiş bir mizah potansiyeli yaratan Andy Botwin karakteri bugün daha çok “yakışıklı sempatik erkek” boyutunda inceleniyor maalesef. Forumlarda, sözlüklerde şurda burada daha çok Andy Botwin karakterini canlandıran Justin Kirk’ün yakışıklılığından, işte seksiliğinden falan bahsediliyor. Bunlar da doğru elbette. Ama yetersiz. Bu yazı da biraz bu yetersizlik sebebiyle yazıldı zaten. Önemli mi? Tabii ki değil. Ama şöyle de bir şey var: I have the power.




5 Kasım 2012 Pazartesi

Tobias Fünke: Bir Giriş


Bazen çok düşünüyorum. Bu düşünceler ara sıra mantıklı bir seyir izleyip çeşitli durumlara dair teorik ve ikincil pozisyonlar almamı sağlıyor. Ama şu da var, bu düşünceler çoğunlukla mantıklı bir seyir izleyip çeşitli durumlara dair teorik ve ikincil pozisyonlar almamı sağlamıyor.

İşte bu düşüncelerden biri geçen gün Art Garfunkel üzerine Nicolas Roeg üzerinden bir yazı yazayım da Müzisyenler ve Nicolas Roeg sineması üzerinden Eymirli’ye giydireyim, onun Roeg yazısı ile dalga geçeyim, artistlik yapayım diye düşünürken Arrested Development’ın bir bölümünü izlemeye başladığımda aklıma geldi.

Düzenli interneti olan bir kişi olmadığım için alâkasız durumlara videolar üzerinden yapılan yolculuklarım kısa sürüyor.- Mesela yazın internetim vardı. Seinfeld’in bir bölümünden bir sahneyi ararken Songül Karlı’nın bütün kliplerini (Canlı performansları dâhil) izlemiştim.- Ama bu defa durum başkaydı. Roeg yazısından daha önemli bir mesele vardı aklımda. O mesele Tobias Fünke idi.




Hazır Fransız filmlerim bitmiş Anglo-Sakson işlere bulaşmışken dizilere dönmemek olmazdı. Ben de döndüm döndüm ve yine Arrested Development’a geldim. Daha doğrusu lojistik desteği Eymirli sağladı ben de iştirak ettim. Diziyi yavaş yavaş tekrardan izlerken bir taraftan da komedi dizileri üzerine düşündüm. Bir kere bu konuda bütünüyle bir arkeolojiye sahip değilim. Her ne kadar Cheers’dan, Dharma & Greg’e, South Park’tan (Sevmiyorum ha. Birileri de bunu yüksek sesle söylesin) Cosby’e kadar birçok komedi dizisi ile haşır neşir olsam da bu konu üzerine uzun uzun ahkâm kesemem. Sonuçta dizi çünkü. İzlersin ve geçer. Amaç da genelde budur zaten. Ama üç tane sayalım muhabbetinde Seinfeld ve Coupling’in ardından dile getirdiğim Arrested Development 7 yıl sonra tekrar izlemeye başladığımda anladım ki öyle çabucak geçen bir şey değil.




Bu komedi dizilerinde amacı güldürmek olan ama sadece güldürmek olan bazı karakterler vardır. Mesela Two And a Half Man’deki Berta (Bu kötü örnek) ya da Community’deki Chang (Bu iyi örnek. Hatta o kadar iyi bir örnek ki ikinci ve üçüncü sezonu sadece o görünür diye izledik). İlk bakışta Tobias Fünke de bu “sadece güldüren” karakterlerden biri gibi duruyor ama çok geçmeden anlıyorsunuz azizim değil, bu kadar değil. Belli ki efsane olsun diye yaratılmış bir karakter Tobias, tıpkı Buster ya da Gob Bluth (Yemişim  Gangnam dansını. Siz hiç Gob Bluth'un Chicken dansı gördünüz mü arkadaşım*) gibi. Ama onu Bluth erkeklerinden ayıran belki de Alman genlerinde aramamız gereken nev-i şahsına münhasır özellikleri var.




Tobias Fünke, kalp krizi geçirmeyen birine kalp masajı yaptığı için elinden alınan tıbbi lisansın ardından çeşitli işlerde çalışmaya başlar. Oyuncu olmak asıl hedefidir ama bu yolda güvenlik görevlisi, dadılık vs. gibi işler de yapar. Sadece ailesine karşı çıkmak için kendisiyle evlenen eşi Lindsay Bluth - Fünke ile de bir sürü problemi vardır. Mesela en basitinden çıplak kalamaz Tobias Fünke. Yıkanırken bile kısa kot şortunu üstünden çıkarmaz. Bu sorununu aştığında ise bu defa bir şey giymeden etrafta dolaşmaya başlar.


Buna benzer bir karakteri sinemada bile çok az gördük, belki Bottle Rocket’teki Dignan ya da Big Lebowski’deki Walter. Ama Fünke, Tobias Fünke özellikle masmavi geçirdiği ikinci sezonun ardından bir tür doruğa ulaşıyor.


Tobias Fünke’nin bir başka özelliği de aşırı yeteneksizliğinin yanındaki aşırı kıskançlığıdır. Ama bu aşırı kıskançlığını belli etmemek için de aşırıya kaçan bazı davranışlarda bulunur. Mesela “açık evlilik” yaşadığı Lindsay’i sürekli takip eder.  Takip ederken kamufle olmak için çeşitli renklerle kendini boyar. Mesela bir çöp bidonunun rengine ya da mavi bir arabanın rengine bürünerek kamufle olur.  Bütün bunlara rağmen Bluth ailesinde Tobias’a karşı sevgi duyan tek bir kişi vardır, o da Michael Bluth’tur. Michael, Tobias’ı bazen kendi işleri için kullanır. Bir tür ajanlık diyebileceğimiz bu işlerde Tobias, Michael’in güvenemediği sevgilisi Maggie (Julia Louis- Dreyfus)’nin evini ziyaret eder. Birinci ziyaret Maggie’nin Bluth ailesine açtığı davaların dosyaları içindir. Tobias sonradan kör olmadığı anlaşılan Maggie’nin evinde Maggie ile çeşitli maceralar yaşadıktan sonra başarısız bir şekilde eve geri döner. Maggie’nin evine yaptığı ikinci ziyarette ise bu defa sonradan hamile olmadığı anlaşılan Maggie’nin tuvaletinde hamilelik testi uygulamaları için veri toplar.




Bunlarla beraber talihsiz bir adamdır Tobias Fünke, Gob Bluth’un gösterisine gitmeye çalışırken aktivist geylerin arasında buluverir kendini. Ya da yanlışlıkla bir spor salonu satın alır.  Bazen kayınvalidesinin arabasının altında kalır bazen de kayınbabası zannedilerek şiddete maruz kalır.





David Cross Tobias Fünke rolünü kapmadan önce başka yerlerde de şansını denemiştir. Mesela Dr. House rolü için ilk düşünülen isimdir. Ama sonra çeşitli şeyler olur ve rol Hugh Laurie’ye gider. 

Arrested Development’ın ikinci sezonunun bir yerinde Tobias Fünke’nin kaçırdığı rollerin plakalarını görürüz. Bir ara Dr. House ismi de çıkar. Ama nasıl da ferahlarız o rolü kapmadığı için. Yani düşünsenize bir Dr. House için bir Tobias Fünke’den mahrum kalabilirdik. O zaman burası kuşkusuz daha da acımasız bir dünya olurdu.




* Gob Bluth ve kardeşi Lindsay'in bir "chicken" performansını şuradan görebiliriz: http://www.youtube.com/watch?v=k4qOKybOKXs

- Şuradan da kimi Fünke anlarına tanıklık: http://www.youtube.com/watch?v=5posU08HjXg